19 Agustos 2009
Yıllar önce Almanya ile İngiltere milli takımları arasında oynanan özel bir maç için binlerce futbol severle birlikte Almanya’nın muhteşem stadyumlarından birindeydim. İlk defa Avrupada ve Avrupanın futbolda iki devinin maçını bizzat sahada seyretme şansım oluyordu. Aradan 20 yıldan fazla bir zaman geçmiş olmasına rağmen o akşamı hiç unutmadım. Bunun nedeni ne Almanya ve İngiltere milli takımlarının maçını seyretmiş olmam, ne de onları o muhteşem stadyumda onbinlerce kişi ile izlemiş olmamdi.. Hafızamdan silinmeyen aslında maçın kendisi bile değildi; maçın başlamasından hemen önce gördüklerimdi. O günlerde futbolda aramızda neden o kadar fark olduğunun yegane kanıtıydı.
Yıllar önce Almanya ile İngiltere milli takımları arasında oynanan özel bir maç için binlerce futbol severle birlikte Almanya’nın muhteşem stadyumlarından birindeydim. İlk defa Avrupada ve Avrupanın futbolda iki devinin maçını bizzat sahada seyretme şansım oluyordu. Aradan 20 yıldan fazla bir zaman geçmiş olmasına rağmen o akşamı hiç unutmadım. Bunun nedeni ne Almanya ve İngiltere milli takımlarının maçını seyretmiş olmam, ne de onları o muhteşem stadyumda onbinlerce kişi ile izlemiş olmamdi.. Hafızamdan silinmeyen aslında maçın kendisi bile değildi; maçın başlamasından hemen önce gördüklerimdi. O günlerde futbolda aramızda neden o kadar fark olduğunun yegane kanıtıydı.
Futbol sahası enine olmak üzere altı küçük sahaya ayrılmıştı. Her iki tarafta kaleler ve orta yuvarlağı ve sahaların hatlarını gösteren bantlara oluşturulmuş çizgiler vardı. Alkışlar arasında takımlar birer birer sahaya çıktılar. İlk çıkan takımlar seyircilerin yüzüne hem büyük bir gülümseme kondurmuş ve hem de büyük alkış toplamıştı. Çünkü onların yaş ortalamaları 4-5’ti. Sahanın bir ucundan diğer ucuna yaşlarda giderek artmış ve lise öğrencileri ile sonlanmıştı. Ama tepeden tırnağa üniformaları, dizlikleri ve futbol ayakkabıları ile minikler en çok ilgi çekenler olmuştu.
Eğer 4-5 yasından bu işe bu kadar ciddiyet ve profesyonellikle yaklaşılırsa o çocuklardan çoğunun bir gün en iyi futbolcu olmalarına hiç te şaşmamak gerek. Aradan geçen yıllarda hem futbolu bilimsel bir metodla öğrendikleri ve hem de aralarından iyilerinin devamlı seçildiği göz önüne alınırsa onların kötü futbolcu olmaları zaten imkansız. Nasıl başarısız olabilirler ki? O akşam seyirciler o çocukları seyrederken, ben de biraz da hüzünlü bir şekilde kafamda böyle erken yaştan başlayıp, ilk, orta ve liselerin her birine bir futbol hocası vermenin, yaş grupları arasında maçlar düzenleyip kazananlara ödüller vermenin, hem derslerinde hem de futbolda başarılı olanların Erzurum’da herkese tanıtılmasının düşlerini kuruyordum. Hatırlayın, o zamanlar avrupalılarla oynayıpta ekranın başından mutlulukla ayrıldığımız günleri henüz yaşamamıştık.
80’lerden 2000'lere vardığımızda Erzurum Sporun bir türlü arzu edilen başarıya ulaşamamış olmasında böyle sistemli, küçük yaşta başlayan ve bilimsellik esasları üzerine kurulmuş bir futbol eğitimini gerçekleştirememiş olmamızın çok büyük rolü olduğunu düşünüyorum. Beyin konusunda araştırmalar yapan bir bilim adamı olarak “ağaç yaş iken eğilir” sözünün beynin gerçeğini çok güzel açıkladığını da belirtmeden geçemeyeceğim. Beynin gelişimi ve sinir hücrelerinin bir birleri ile irtibat kurarak belli kabiliyetlerin gelişiminin ancak erken yaşlarda başlanırsa olabileceğini artık bilimsel veriler gösteriyor. Büyüklerimiz boşuna ağaç yaşken eğilir dememişler. İleri yaşlarda başlamanın erken yaşlarda başlanmayla kıyaslanmayacak kadar yetersiz kaldığını da keza bilimsel çalışmalar kanıtlıyor. Ama maalesef biz hala Darwinci bir yaklaşımla bir şekilde doğal seleksiyonla başarılı olup kendini gösterenlere el atmaya ve onları kullanarak başarıya ulaşmaya çalışıyoruz. Böyle bir uygulamanın sonucu da maalesef başarısızlık oluyor. Bu yöntemle şu andakinden başka türlü bir sonuç nasıl beklenebilir ki?
Amerika’da futbol denince futbol değil daha çok ellerin kullanıldığı Amerikan futbolu anlaşılır hep. Ama buna rağmen çocukların bir kısmı daha beş altı yaşlarından itibaren bizim futbolu öğrenmeye başlarlar. Hepinin başında bir “hocası” vardır. Yaşları ne olursa olsun maçları hakemlerle oynarlar. Her ilk okulun, orta okulun ve lisenin futbol (soccer) takımları vardır. Her okulun futbol hocaları vardır. Bunların bütün işleri öğrencilere futbolu bütün yönleri ile öğretmektir. Bu hocalar onlara futbolun tekniklerini, inceliklerini öğretirler. Kendi dersleri ile de kalmayıp futbol öğretmek için özel hazırlanmış videoları seyrederler, maçların kritiğini yaparlar. Yıl boyunca müsabakalar düzenlenir, önce okullar arasında, sonra ilçeler arasında, sonra eyalet düzeyinde maçlar olur ve kazananlar bu sefer diğer eyaletlerin en iyileri ile karşılaşırlar. Anlayacağınız bugün Türkiyemizde şampiyon takımların futbolcularının gördükleri eğitime çok paralel bir eğitim görürler.
Türk futbolunun son yirmi yılda elde ettiği başarının büyüklüğü inkar edilemez. Ama bugün en iyi takımlarımızın yıldız oyuncuları hala yabancı oyuncular ise, futbol muhabbetlerimizde Türk isminden çok yabancı ismi geçiyorsa, bu işi hala halledemedik demektir.
Zararın neresinden dönülse kardır. Erzurum Spor’un başarılı olmasını ve birinci ligde oynamasını istiyorsak onun gereğini yapmak zorundayız. Başarının yolu sanırım çok açık değil mi?


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder