Pazar, Kasım 14, 2010
Ekonomik Kriz, Gözden Kaçanlar ve Türkiye
18 Mart 2009
Amerika’da kredi puanı veren en önemli üç şirket “Standard & Poor’s”, “Moody's Corporation” ve “Fitch Ratings” tır. Bu şirketler harf sistemine dayanan puanlar verirler. Örneğin bir yatırım aracının puanı AAA ise ona yatırım yapılırsa çok iyi gelir getirme şansı var demektir. Eğer puanı CCC ise ondan uzak durun demektir. Yatırımcılar alım satımlarında bu puanlamayı esas alırlar. Asıl problem işte bu şirketlerin subprime mortgagelara dayanan yatırım araçlarına verdikleri puanlardan kaynaklandı.
Ben ekonomist değilim ama krizin merkezinde yaşayan biri olarak görüp bildiklerimi aktarmamın Türkiye’nin yararına olağına inanıyorum. Çünkü krizi önleyebilecek güçte olan fakat karlarını düşündükleri için olup bitene göz yuman ve bununla da kalmayıp olayı körükleyen kredi puanı şirketleri Türkiye’yi de değerlendirip uluslararası platformda Türkiye’nin ekonomik gücünü belirleyebilen şirketler. Arada bir şöyle haberler duyarız; "Moody Türkiye’nin puanını falandan filana çevirdi". Modern ekonomide yatırımcılar bu puanlamayı esas alırlar ve ona göre ya yatırım yapar veya paralarını çekerler. Bu puanlamalar ekonomisi küçük ülkeleri kolaylıkla iflasın eşiğine getirebilecek güce sahipler. Şu anda yaşadığımız ekonomik krizde bu şirketlerin çok büyük rolü var. Nasıl mı?
Bush hükümetinin ısrarla “resesyon yok ama ona doğru gidiyoruz” demesinin aksine resesyon aslında ikibinyedide başladı. İkibinsekizin yaz aylarına kadar iyice büyüyerek temmuzda mortgage balonunun patlamasıyla yıllardır zararsız duran ve biranda aktif hale geçen ölümcül bir virüs gibi çok kısa sürede bütün dünyayı sardı. Çok ilginçtir eknomistlerin çoğu, borsadaki stock brokerlar, ve TV programları ile insanlara yatırım önerilerinde bulunan uzmanlar dahi geliyorum diyen bu kazayı görememişlerdi. Sunaminin Türkiye’ye ulaşması biraz geç oldu ama biz de ondan nasibimizi almaya başladık. Türkiye bu kırizden ekonomisi daha gelişmiş ve borsaya endeksli pek çok sanayileşmiş ülkeye göre daha az yara alarak çıkacak gibi görünüyor. Bunun ana nedeni Türkiye’nin önceki krizden sonra bankacılıkta yaptığı reformlar ve daha da önemlisi aşağıda yazacağım gibi eknomisinin tamamının borsaya endeksli olmamasıdır.
Türkiye’de de herkes bu krizin subprime mortgage ile paltlak verdiğinde hemfikir ama şimdiye kadar işin temelinde neyin yattığını anlayıp bilen ve sokaktaki insana anlatabilen kimse görmedim. Onun için bu yazıyı yazmaya karar verdim.
Konunun daha iyi anlaşılması için küçük bir ön bilgi vermem gerekiyor. Türkiye’de son yıllarda bankalarca piyasaya sürülen kişisel emeklilik sistemi Amerika’daki emeklilik sisteminin temelini oluşturur. Üniversitedeki profesörden, doktoruna, oto sanayinde çalışan işçisinden çiftçisine kadar herkes her ay maaşlarından emeklilikleri için ayırdıkları parayı sırf bu işi yapan yatırım şirketlerine göndeririler (onlar görmeden maaşlarından kesilen paraları otomatik olarak bu hesaplara aktarılır). Bu paraya emekliliklerine kadar dokunamazlar. Dokunurlarsa %20 ceza vermek zorundadırlar. Yatırım şirketleri bu parayı borsada işlem gören şirketlerin hisselerine yatırır. İsteyen parasını yine bu şirketlerin yönettiği normal vadeli hesaba da yatırabilirler. Ama Amerika’da vadeli hesaba verilen faiz oranları enflasyonla aynıdır (krize kadar ortalama yıllık %3 tu). Dolayısıyla eğer bu yolu seçerlerse ve özellikle altı rakamlı bir gelirleri yoksa emekli olduklarında sadece karınlarını doyurabilecek kadar para biriktirmiş olurlar. Bu nedenle her çalışanın emeklilik hesabının büyük bir kısmı (%80 lere kadar varan kısmı) hisse senetlerinden oluşur. Bu yolla ortalama %10 getiri ile tasarrufları yaklaşık yedi yılda bir, ikiye katlanabilir.
Durum böyle olunca borsanın düşmesi insanların yıllardır çalışıp biriktirdikleri paranın da biranda buharlaşması demektir. Nitekim geçtiğimiz yaz aylarında emeklilik hesabında otuz kırk yıllık çalışma ve tasarruf sonucu örneğin, 500 bin doları birikmiş bir kişinin hesabında şu anda ikiyüz elli bin doların altında parası kaldı. (Belki bu miktar çok gibi görülebilir ama bu rakam o kişinin emeklilik yaşı olan 65 inden yaşamının sonuna kadar ailesini geçindirmesi için elinde olacak rakamdır. Eğer 20 yıllık bir yaşamı kalmışsa bu şu anda bir yıla 12.500 dolar demektir ki Amerikada bugünün gelir ortalaması 37 bin dolar civarındadır. Yıllık 12500 dolar fakirlik olarak algılanmaktadır).
İkibinli yılların başından itibaren Amerika’da emlakte bir patlama yaşandı. Evlerin değeri her yıl %20 lere varan oranda arttı. Yatırım şirketleri mortgageların binlercesini biraraya koyarak onları yatırım aracına dönüştürüp borsada yatırımcılara satmaya başladılar. Evlerin değerinin her yıl artması ile yatırımcılar büyük paralar kazanmaya başladılar. Yatırım şirketleri de astronomik düzeylerde para kazandılar. Ama ev fiyatlarındaki artış suni bir artıştı ve ekomiden biraz anlayanlar bunun sonunun olmayacağını görüyorlardı. Fakat gözleri paradan başka birşey görmeyen yatırım şirketleri (ki, çalışanlarına karlarından dolayı her yıl bir milyon dolardan fazla ikramiye vermeye başladılar) bu sefer mortgarge ları grup grup biraraya getirerek, akıl almaz kombinasyonlarla yeni ürünler yaratıp sattılar. Her hisse senedinde olduğu gibi herbir yeni ürüne, o ürünün karlı olup olmayacağını belirleyen rating şirketlerinden bir puan almaları gerekti.
Amerika’da en önemli üç kredi puanı veren şirket “Standard & Poor's”, “Moody's Corporation” ve “Fitch Ratings” tır. Bu şirketler harf sistemine dayanan puanlar verirler. Örneğin bir yatırım aracının puanı AAA ise ona yatırım yapılırsa çok iyi gelir getirme şansı var demektir. Eğer puanı CCC ise ondan uzak durun demektir. Yatırımcılar alım satımlarında bu puanlamayı esas alırlar. Asıl problem işte bu şirketlerin şubprime mortgagelara dayanan yatırım araçlarına verdikleri puanlardan kaynaklandı.
Eknomik kirizi subprime mortgage tetikledi demiştik. Subprime mortgage, ödeme gücü olmayan insanlara verilen mortgage tır. Bankalar aptalmı neden ödeyemeyeceğini bildiği müşteriye borç verdiler? diye sorabilirsiniz. Bankalar mortgage verirken mortgage masrafı adı altında birkaç bin dolarlık bir ücret alırlar. Kısa vadede yüzlerce veya binlerce mortgage verdiklerinde bu ücretler birikir ve sonuçta milyonlarca dolar kara dönüşür. Bu nedenle bankalar kısa vadede kazançlarını düşünerek ödeme gücü olsun olmasın insanlara mortgage verdiler. Daha sı AİG gibi sigorta şirketleri, yatırımcılara subpime mortgage’a dayanan yatırım araçları için garanti sattılar. Belli bir ücret karşılığında eğer ev sahibi ödeyemezse bir borca garantörüz dediler. Bu aptallıkları sonucu şimdiye kadar amerikan hükümetinden 170 milyar dolardan fazla yardım almasına rağmen AİG hala saatli bomba gibi tehlike saçmaya devam ediyor.
Yatırım şirketleri normalde puanı CCC olacak (ve çok kötü puan aldığı için yatırımcıların uzak duracağı) bu mortgageları diğer mortgagelardan ayırıp kendi aralarında gruplayın bu sefer tam bir “hokus pokus”la onların puanlarını AAA’ya dönüştürdüler. Böylece yatırımcılar neye yatırım yaptıklarını bilemeden bu puanlamaya güvenerek onlara yatırmaya başladılar. Puanı veren ise işte yukarıdaki üç şirketten biriydi. Kendi aralarındaki rekabet nedeniyle, yatırım şirketleri kim daha iyi puan verirse ona gitti. Bu puanlama şirketlerinin birinden elde edilen ve iki çalışan arasında geçen chatleşmede şöyle bir konuşma geçtiği ortaya çıktı;
A: "Bizim bu ürüne puan vermemiz imkansız".
B: "Veririz, veririz, ürünü piyasaya süren inek bile olsa biz ona puan veririz"..
A: "Umarım balon patlamadan kendimizi kurtaracak kadar para yaparız".
Yani bile bile krizi körüklediler.
Bütün bunlar denetimsizlik ortamında gerçekleşti. Çünkü Bush ve yönetimi “piyasaya müdahale etmeyin, piyasalar kendi kendilerini hallederler” safsatasını insanlara dayatmaya devam ettiler.
Resesyon ilerleyip iş yerlerinin karları azalınca işten çıkarmalar başladı. Karı azalan bankalar bu sefer aylık ödeme miktarını ve mortgage faiz oranlarını artırmaya başladılar. Zaten başından beri ödeme gücü olmayan milyonlarca insan aylık mortgagelarını ödeyemeyince banka evlerine ipotek koydu. Son bir yılda dört milyondan fazla eve bankalar ipotek koymak zorunda kaldılar. Bankaların elinde para yerine ipotek olmuş evler kaldı. Ekonomik kötü gidiş yüzünden kimse bu evleri almaya yanaşmadı. Parasını alamayan bankalar batmaya, ayakta duranlar ise kredi vermemeye başladılar. Bankalardan borç (kredi) alamayan küçük orta ve büyük bütün şirketler, fabrikalar ya işçilerini çıkardı veya tamamen kapandılar.
Borsadaki düşüşle hisse sentlerinin değeri düşmeye başladı. Milyonlar, yıllardır çalışıp biriktirdikleri emekliliklerinin her gün buharlaştığını ınternetten takip etmeye başladılar. Kimileri korkularından hala hesaplarına bakamıyorlar. Vatandaşlarından aldığı vergi gelirlerini para kazanalım diye Amerikan borsasına yatıran İzlanda, koskoca bir ülke, işte böyle iflas etti. Resmen çarşıdaki pirince giderken evdeki bulgurdan oldu. Amerika’da da pek çok şehir kasaba belediyeleri de aynı şeyi yapmış oldukları için borsada paralarını kaybedince işçilerinin maaşlarını veremez duruma düştüler.
Borsaların düşüşü yatırımcıların biranda paralarını borsadan çekmelerine ve borsada hisse senetlerinin değerinin daha da düşmesine neden oldu. Artık sokaktaki insanlar paralarını tutmaya, harcamalarını kısmaya başladılar. Tamamen tüketime dayanan Amerikan Ekonomisinde tüketimin durması eknominin durmasına neden olur ve onun sonunu getirir. Alım satım durunca eknomi de çökmeye başladı.
Krizin gün ışığına çıkardığı bir diğer gerçek te Amerika’nın bütün dünya için en büyük tüketici olduğunu göstermesi oldu. Amerikalı para harcamayı durdurunca Çin’de fabrikalar kapanmaya başladı. En son verilere göre son bir kaç ay içinde Çin’de 70 bin şirket kapanmış ve 20 milyon insan işini kaybetmiş veya kaybetmek üzere. (Dünya bankası Çin’in bu yılki büyüme oranını % 6.5 olarak tahmin etti. Çin’de herşeyin yolunda gitmesi için en az %8 büyüme olması gerektiği ve bunun altına düşmesi durumunda ülkenin stabilizayonunun bozulacağı ve sosyal patlamaların çıkacağı endişesi dile getiriliyor). Globalleşmeden dolayı bütün ülkeler birbirine bağlı olduğu için hemen her ülke krizin içine girdi.
Yakın geleceğin karanlık olduğunu gören yatırımcılar paralarını dünya çapında borsalardan çekince, değeri çok düşmüş olan dolar birden bire fırladı. Çünkü piyasadan büyük miktarda dolar çekilmiş oldu.
Obama yönetimi piyasaya yaklaşık iki trilyon (belki de daha fazlası gerekecek) sürerek para akışını tekrar başlatmaya çalışıyor. Umarım bu gerçekleşir, çünkü Amerika’nın bu ekonmik krizden çıkması bütün dünyanın bu ekonomik çöküşten kurtuluşu olacaktır. Çünkü eğer Amerika batarsa diğer ülkelerin ekonomisi de birlikte batacaktır. Sanırım buna tek istisna pek çok Afrika ülkesi gibi eknomisi dışa bağımlı olmayan ülkeler olacaktır.
Peki Türkiye bu durumdan en az etkilenerek nasıl kurtulur? Her krizin aynı zamanda bir fırsat olduğunu düşünmek ona göre hareket etmek gerekir düşüncesindeyim. Ekonomistlerimiz için bu kriz, nesillere kısmet olmayan bir öğrenme fırsatıdır. Kanımca kriz en ince detaylarına varıncaya kadar çalışılmalı ve dersler çıkarılmalıdır. Çünkü bu kriz olmasaydı Türkiye de aynı yolun yolcusu olabilirdi. Şahsi kanaatim, Türkiye’nin eğitim, sağlık ve emeklilik gibi sosyal hizmetlerini hiçbir zaman devlet güvencesinden çıkarmaması gerektiğidir. Bu kriz kapitalizmin, daha doğrusu yakından kontrol edilmeyen piyasaların insanları nereye götüreceğini çok güzel bir şekilde gözler önüne serdi. Zaten kültürümüz, örf ve ananelerimizin, Amerika’da cumhutiyetçilerin ana felsefesi olan “birkaç zengini besleyelim, onlar toplumun geri kalan kısmını çekip götürürler” görüşüne uygun olmadığını düşünüyorum.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder