25 Temmus 2009
Geçtiğimiz yaz mortgage krizinin başlattığı ekonomik kriz üç ay içerisinde dünya genelinde servetin trilyonlarca dolar buharlaşmasına neden oldu. Gazeteler Türkiye'nin milyarderlerinin sayısının bir anda rekor sayıda azaldığı haberlerini verdi. Varlığının büyük kısmını kaybeden elbette sadece milyarderler değildi. Birikimlerini özellikle Wall Street, İMKB ve diğer borsalarda değerlendiren milyonlar arasında onbinlerce belki de yüzbinlerce Türk vatandaşı, yüzlerce Türk işyeri vardı.
Olsun bana ne, ben zengin değilim, zenginler düşünsün diyebilirsiniz. Siz borsada yarıtım yapmasanız bile bu gelişmelerden doğrudan veya dolaylı olarak payınıza düşeni aldınız. Eğer kredi ile ev aldı iseniz, kredi kartı kullanıyorsanız, bankalardan şu veya bu nedenle kredi kullanıyor iseniz, iş sahibi iseniz, giyecek ve yiyecek alıyorsanız bu ağdan kurtulma imkanınız yok.
Peki ne yapabiliriz? Duygularımızı kullanarak "bu Amerika'nın bizi kontrol altına almak için bilerek yaptığı bir oyundur" diyebilir ve kaderimize boyun eğebiliriz. Veya duygularımızı bir yana koyup kafamızı kullanarak sistemin nasıl işlediğini iyice öğrenerek ondan zarar görmemeye daha da önemlisi onu kendi lehimize nasıl kullanabileceğimizin yollarını araştırmaya bakarız. Çünkü sonuçta bu işten en çok zarar gören, gününü gecesine katıp birşeyler kazanıp hayatını biraz daha rahata erdirmeyi hedefleyen sokaktaki vatandaş oluyor. Onların
terleri ile kazandıklarını İMKB, Wall Street, Londra, Tokyo .... borsalarında kompütürlerinin başında oturanlar bir iki klikle ceplerine indiriyorlar. Evet yanlış okumadınız parası olanlar kompütür basında gün boyu oturup klikerle milyonlar kazanıyorlar, hiçbir şey üretmeden, varolan bir şeye bir "değer katkısı" yapmadan, sadece kliklerle kompütür basında milyonlar kazanıyorlar. Daha doğrusu en alttakilerin terleri ile kazandıkları paraları ceplerine indiriyorlar. İşin ilginç yanı bütün bunlar kanunlara ve yönetmeliklere uygun ve legal işlemler.
Bu bizi neden ilgilendiriyor? Çünkü Türkiye aynı ekonomik modelleri uyguluyor. Sistemi ne kadar iyi bilirsek, onun aksaklıkarını düzeltme ve zararlarından korunmada da o kadar etkili olabiliriz. Veya "hayır bu model bizi iyi bir geleceğe götürmüyor deyip" ülke mefaati için daha yararlı olacak modeller arayışına girebiliriz. Ama bütün bunların olabilmesi için vatandaşın bilgili olması gerekiyor. Vatandaş bilgili olunca onun seçeceği vekil de bilgili olacaktır. Ülke ancak bilgili ve kapasiteli liderleri sayesinde globalleşen dünyada başarı gösterebilir. Yök eğer adam sende der ve herşeyde olduğu gibi "kaderimiz buymuş" deyip geçersek, güçlü devletlerin oyuncağı olmaya, akşama kadar onların komplo teorilerini birbirimize anlatıp durmaya devam ederiz.
Amerika'da kriz nedeniyle milyonlarca insanın evine, ödemelerini yapamadığı için haciz geldi ve gelmeye devam ediyor. Geçtiğimiz eylül ayından beri şimdiye kadar her ay ortalama 500 bin kişi işini kaybediyor. Krizin asıl nedeni olan Wall Street firmaları son aylarda birbiri üstüne milyarlarca dolar kar açıklamaya başladılar. İlginç değil mi? Hiç düşünüdünüz mü nasıl oluyorda insanlar işlerini ve evlerini kaybederken, onlarca yıldır ayakta duran şirketler iflas ederken yatırım şirketleri rekor kar açıklıyorlar?
Sonuç yine dönüp dolaşıp bilgi ve birikime, bilim ve teknolojiye dayanıyor. Bilgi ve teknolojiye sahip olanın, olmayanı nasıl sömürdüğüne çok güzel bir örnek aslında. 1998 yılında SEÇ (wall street'in faaliyetlerini control eden kurum) bir kararla intenet üzerinden fertlerin de borsa da yatırım yapmalarına izin verdi. Bunun için bir kompütür ve internet ağı olan herkes borsada istedikleri anda istedikleri hisse senedini alıp satabilir hale geldi. Eskiden bu ancak bir banka veya yatırım şirketi aracılığı ile yapılabiliyordu. Canlı, yani eş zamanlı olarak alım satım yapmak hayati öneme sahip. Çünkü salıseler kazanç veya kayıp demek.
Geçtiğimiz günlerde Wall street teki yatırım şirketlerinin olağanüstü güçlü kompütürler kullanarak ve kendi bilgisayar progamcılarının yazdığı süper programlarla yarıtımcıların ne almak istediklerini salıseler içerisinde
belirleyip, alınacak hisse senedinin satışını control ederek salıseler içerisinde o alım satımdan çok büyük paralar kazandıkları başına sızdı. Diyelim ki siz internet üzerinden A şirketinin hisse senedini almak istediniz. O günkü fiyatı 23 dolar. Siz siparişi koyarken bu hisse senedinden 100 tane almak ve en fazla 23,5 dolar ödemek üzere siparişinizi veriyorsunuz. Onların süper kompütürü siz gönder tuşuna başar basmaz almak istediğinizi görüyor ve hisseler ellerinde olduğu için onun değerini satışa sundukları sayıyı control ederek artırıyorlar. Böyle olunca siz 23 dolardan almak yerine 23.2, 23.3, 23.4 ve birkaçını 23.5 dolardan alıyorsunuz. Sİzde alıcı olarak, (ve saf bir düşünce ile) o hisse senedine ilgi olduğunu ve bu yüzden fiyatının arttığını düşünüyorsunuz. Her gün milyonlarca hisse senedinin alınıp satıldığını düşünürseniz 5 veya 10 sentlik farkın milyonlarca dolar kazanca dönüştüğünü görebilirsiniz. İşte bunun için milyonlar iflas bayrağını çekerken yatırım şirketleri rekor düzeyde birkaç milyar dolarlık kar ilan edebiliyorlar. Alıcı siz de olsanız, ev ve araba için kredi aldığınız banka da olsa sonucra kaybeden siz oluyorsunuz.
Gördüğünüz gibi böyle bir ortamda başarılı olmada en önemli factor ne hangi millete, ne hangi dine ve ne de hangi kültüre ait olduğunuz gerçeği. Yegane factor "beyninizin gücü". Kaba kuvvetin mal ettiği zamanlarda bileğinin gücü ise yararmış ama artık bu gün beyin gücünün günü. Ya bu modeli tamamen terk eder başka bir model ararız, ya da bu modelde kalırız. Ama başarılı olmamız ancak onların kompütür programlarını alt edecek kompütür programlarını yazabilen beyinler yetiştirip yetiştiremeyeceğimize bağlı.


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder